2 Mart 2010 Salı

Yâ Muhammed, Yâ Muhammed duy beni!..

Sen’in yüce ahlâkındır hevesim,
Rüsvâ etti hayâ bilmez huy beni…
Haykıra haykıra kısıldı sesim,
Fâş eyledi gizlendiğim kûy beni;
Yâ Muhammed, Yâ Muhammed duy beni!..

Yüreğimde çözüldükçe örükler,
İblis isyan ateşimi körükler...
Uçurumdan uçuruma sürükler,
İçimdeki geme gelmez tay beni;
Yâ Muhammed, Yâ Muhammed duy beni!..

Hor görüldüm, ötelere itildim,
Gidip nefis yosmasına tutuldum,
Sığındığım kapılardan atıldım,
Sen de sahip çıkmaz isen vay beni;
Yâ Muhammed, Yâ Muhammed duy beni!..

Günden güne genişleyen açımla,
Âvâreyim şu ağarmış saçımla...
İsyanımla, günahımla, suçumla,
Ümmetinin arasında say beni;
Yâ Muhammed, Yâ Muhammed duy beni!..

Ancak aşkın bend olur bu taşkına,
Tut elimden, yol göster bu şaşkına...
Habibi olduğun Allah aşkına,
Şu melâmet libasından soy beni;
Yâ Muhammed, Yâ Muhammed duy beni!..



SADETTİN KAPLAN

AŞK


İşidin ey yârenler
Kıymetli nesnedir aşk
Değmelere bitinmez
Hürmetli nesnedir aşk

Dağa düşer kül eyler
Gönüllere yol eyler
Sultanları kul eyler
Hikmetli nesnedir aşk

Kime kim vurdu ok
Gussa ile kaygu yok
Feryad ile âhı çok
Firkatli nesnedir aşk

Denizleri kaynatır
Mevce gelir oynatır
Kayaları söyletir
Kuvvetli nesnedir aşk

Miskin Yunus neylesin
Derdin kime söylesin
Varsın dostu toylasın
Lezzetli nesnedir aşk

YUNUS EMRE

Üflediler söndüm



Üflediler söndüm
Karanlikta gönlüm
Hic bilmezdim ama
Derindeymiş pek derdim

Bak içime gör beni
Tut elimden yak beni
İstemezsen bu aşkı
Otur baştan yaz beni

Aklım nasıl şaşkın
Sevdam deli taşkın
Sen görmezsin amma
Narındayim ben askin




NEŞE ŞEN

26 Şubat 2010 Cuma

Hak Yol İslâm Yazacağız

Hak Yol İslâm Yazacağız

Kör dünyanın göbeğine
Hak yol İslâm yazacağız
Kuşların göz bebeğine
Hak yol İslâm yazacağız

Yola, ağaca, pınara
Esen yele, yağan kara
Yağmur yüklü bulutlara
Hak yol İslâm yazacağız

Koç burcuna, yay burcuna
Bebeklerin avucuna
Minarelerin ucuna
Hak yol İslâm yazacağız

Bucak bucak, köşe köşe
Kara taşa, kor-ateşe
Yıldıza, aya, güneşe
Hak yol İslâm yazacağız

Askerlerin miğferine
Kağnıların tekerine
Buda´nın tunç heykeline
Hak yol İslâm yazacağız

Her kapının eşiğine
Her sofranın kaşığına
Balaların beşiğine
Hak yol İslâm yazacağız

Herkes duyacak, bilecek
Saklanmaz gayrı bu gerçek
Yaprak yaprak, çiçek çiçek
Hak yol İslâm yazacağız


Abdurrahim Karakoç

23 Şubat 2010 Salı

HATEM-İ VELİ

Üstünde yemin var,Allah ayeti
Habibi övmüştür,Sultanım seni
Erenler bildirdi,bilelim şimdi
Marifet çeşmesi,sensin efendim

Hakim-i Tirmizi ifşa eyledi
Allahın hücceti,ferd-i kamili
Sultanlar seyyidi,Hatem-ül veli
Kudsi ruh sahibi,sensin Efendim
Hilkatin evveli,sensin Efendim

Muhyiddin Arabi ifşa eyledi
Cebrail aldığı yerdendir ilmi
Adem toprak iken ol veli idi
Şefaat sahibi sensin efendim
Ali,yüce,ümmi sensin Efendim

Muhyiddin"Oğlundur!"şöyle seyretti
Nebiler elpençe ,ulu meşhedi
Sağında Sıddıki,solda Ömeri
Muhammed dizinde sensin efendim
Nurunun elçisi sensin efendim

Abdulkadiri de şöyle buyurur
Tevhid kılıcının hududu yoktur
Halkın tepesine bir tokmak olur
Hakk-batıl berzahı sensin efendim
Sonsuz mülk sahibi sensin efendim

İmamı Rabbani ifşa eyledi
Cezbe ile çekti,gördü Cemali
Nurun ondan alır olsa da Nebi
Velayet kandili sensin efendim
Asrın halifesi sensin efendim

Hazreti Mevlana ifşa eyledi
Abdal dahi bilmez,gizli cevheri
Cümle iman edin"O"yine geldi
Mustafa dediği sensin efendim

Hakkı Erzurumi ifşa eyledi
Nazik,tatlı dilli,zayıftır teni
Kızarken razıdır,Hakktan nefesi
Mevlanın mahremi sensin efendim

İsmail Bursevi ifşa eyledi
Felekler fevkinde,sırlı türbesi
İlahi incidir,pekçok eseri
Arifler katibi,sensin efendim
Alemler ümidi,sensin efendim

Daha niceleri haber vermiştir
Onun iradesi elde değildir
Veliler katına yüzüstü gelir
Peygamber gölgesi, sensin efendim
İman kurtarıcı sensin efendim

HAYRİ ÇELİK

20 Şubat 2010 Cumartesi

Secdeden Gayrı

İlim kapısında verdim yılları,
Dinledim, ‘’Hâkk’’ diyen âlim kulları,
Sordum, Dost’a giden bütün yolları;
Yakın yok dediler.. Secdeden gayrı...

Ne bağış yaptığın, vakıf listesi,
Ne de alkışların esrarlı sesi.
Günde seksen kere, berât müjdesi;
Veren yok dediler.. Secdeden gayrı...

Huşû tüllerinden, kanat açmaya,
Bir lâhzada, yedi semâ geçmeye,
Kevser şerbetini, elden içmeye,
Ruhsat yok dediler.. Secdeden gayrı...

Dedim: yıllar yılı gönlüm harapta,
Devâ aramadım, sazda şarapta,
Bir yudum su verin, kaldım serapta;
Pınar yok dediler.. Secdeden gayrı...

Gördüm ki, insanın iki düşmanı,
Biri kendi nefsi, biri şeytanı,
Dedim: kuşansam mı kılıç kalkanı?
Silah yok dediler.. Secdeden gayrı...

Yaklaştım.. Süslü bir, mermer kabire,
Belli ki zenginmiş.. Dönmüş fakire.
Fidye var mı? dedim Münker Nekir’e;
Meded yok dediler.. Secdeden gayrı....

Baktım.. Ay yıldızlar kalmaz zikirden,
Var mı dedim sizde, şirk denen kirden?
Dile geldi bütün, Kâinat birden;
Bizde yok dediler.. Secdeden gayrı...

Rahmet çöllerinde, rahlemi kurdum,
Gözlerimde seller, vakfeye durdum,
Safâ’ya, Merve’ye, Kâbe’ye sordum;
Mîrâc yok dediler.. Secdeden gayrı...



Cengiz Numanoğlu

Ah Şu Zalim Nefsim

Zalim nefis kalbime tohumunu ekmiş,
Nedir çektiğim bu nefsin elinden?
Hep kendine yontmuş, kendini sevmiş,
Nedir çektiğim bu nefsin elinden?

Cazibe dağıttı, iman bilmedi,
Şirretin peşinden hep sürükledi,
Akıttı zehrini işret yükledi,
Nedir çektiğim bu nefsin elinden?

Dediğini yaptı hakimim oldu,
Şeytanla beraber ahbabım oldu,
Kendince kendine bir dünya kurdu,
Nedir çektiğim bu nefsin elinden?

Dünyaya aldandı şeytan dinledi,
Allah'ı unuttu günah yüklendi,
Terketti salatı sade izledi,
Nedir çektiğim bu nefsin elinden?

Dünyayı zaptetse gözü doymuyor,
Cehennemi bilir amma korkmuyor,
Ne yapsamda hiç imana gelmiyor,
Nedir çektiğim bu nefsin elinden?


Alıntı