10 Ekim 2011 Pazartesi

Mecnun Değilsen Sus!.


Göğe asılı bıraktığın bu sağnak, nice gönül tarlalarından 'hû' filizlendirdi.
Kâinat vecde durdu. Ve... dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor.
Aşk vesile...
Dünyaya alıştım alışalı, denizi çakıl taşlarından tanıdım.
İçimde ney seslerini büyüttüm. Belli ki yine bu ıssız limanda fırtına kopacaktı. Bir muammalı vakitti oysa ki yalnızlıklar.
Aşkın tarifini sordum göçmen kuşlara. Dediler göç... Dediler yanmaktır yaklaştıkça... Onun kaynağından tadan divanedir. Sonra...
Sonra bir şair kesti yolumu... En yüce bir düştür benim aşkım. Görmeye değmez ki küçük düşleri dedi ve ekledi: Mecnun değilsen sus!..
Bense güneşlerin kol gezdiği ufuklar hayâl ederdim alkımlı dünyamda, aşka dair...
Düşlerim en kudsî duygularla bezenmişti oysa.
Meğer küçük düşlerle avunmuşum...
Muhayyel sevdalar buruyor yüreğimin pencerelerini. Herbiri tül, herbiri hür.
Hiç dokunulmamış, hiç yaşanmamış. Hikayelerine hayâl meyal tanıklık ettiğim...
Bu efsane hikayeler sürüldü masama. Bense özgün sözlerin tadına alışıktım.
Benim taatım, tahiyyatımdı Rab'le...
Dünyanın perdesini şöyle bir aralayınca, aşka dair birçok şeyin öylesine ortalığa savrulmuş olduğunu hissettim ki; tanınmayacak haldeydi.
Kadın olmuştu, para, makam, nefs, hırs, menfaat, sömürü olmuştu. O kutsalı aralarından arındırmak öylesine zordu... Kalan son sevgi sözlerini topladım avucuma.. doldurmuyor bile! Dilden çıkıp, ancak kulağa kadar varabiliyordu; yüreğe değil...
Aşka belki bir adım, belki asırlar vardı ama sevgiyi diri tutmaktı, yaşatabilmekti esas olan. Ucuzcular pazarından kurtulup, sultanlar sofrasına hizmetli olabilmekti...
İflah olmaz âşık kisvesini giyebilmekti. Gönülde maya tutup aşka,
onu göklere armağan edebilmekti..
uçurtmalara...
Celâl-i Didar'a yâr olabilmekti benim en gerçek düşüm... Sen ezelî ve ebedî, arzsız ve arşsız, cennet ve cehennemsiz, öylesine bir sevdasın ki diyebilmekti...
Mevlânaca bir tavır koyabilmekti. Naz makamına ulaşmayı gönül hedefinin tam ortasına yerleştirebilmekti
Ruhum firdevslere kayarken, dünyanın sahte makyajı bulaşıyor yüreğime.
Her renk bir adım daha ulaşılmaz kılıyor seni.
Kalbimde bir dünya kurup, binbirinin yıkılışını venüs bardağında
seyretmek gibi bir şey sanırım ulaşılmazlığın...
Ey ulaşılmaz Matlubum!..
Hırçın dalgalar Kahhar ismini vuruyor dünya sahiline, güller Cemal isminle raksa başlıyor bir seher, kuşlar Nur ismini zikrediyor bir şafak kızıllığında...
Bense Vedud coğrafyanda, 'seven' şahsında talibi oynamaktayım.
Belki adaylığın adaylığına bile lâyık değilken;
Bende Mecnun'dan füzun âşıklık istidadı var,
Âşık-ı sâdık benim, Mecnun'un ancak adı var... diyebilme cüretkârlığına koşmaktayım...
Belki sadece içimdeki boşlukta çırpınıp durmaktayım...
Ey Rab! Sana ulaşamamak sensizlikte kaybolmak nedir, anlatayım mı?..
Kum fırtınasında, çölde, sağanaklara âşık olmaktır!...
Dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor...
Aşk...

Hüzünlü Gül



Hüzünlü Gül

Çözemedim güldeki esrarı,,
Yüzünüzdeki hüznün sırrı gibi,
Yılların acısı çöreklenmiş yüreğinize,
Aradığınız vefaydı belki de…

Herkezden gizli bir tükenişi yaşamak,
Depremlerle yerle bir olurken gönül haneniz,
Yüzünüzde sahte gülücüklerle
Sahte bir mutluluğun tablosunu çizmek,
Belki de en usta ressamlık burada,
Gül yüzünüzdeki hüznün esrarında…

Bir ömür boyu bağlanmak birine,
Kendini feda etmek,
Yok olurken sevginde
Sevdiğinde tükendiğini görmek
İhanet olmasa da,
Dayanamaz hiç bir yürek bu vefasızlığa,
Gül yüzüne düşen hüzün bundandı bekli de….

Seyyid Bu

27 Mayıs 2011 Cuma

Ey Yüce Rabbimiz!


Ey Rabbimiz! Şüphesiz güçlü olan Sensin.
Bilinmiyenleri bilen, hikmet sahibi Sensin.
Gönüllerimizi aç seni görsün ey Rabbimiz!

Hoşnut ve razı olduklarından olmayı nasip et.
Sen bizim Mevlâmızsın Sen bizleri affet.
Huzurlu kalple tefekkür edelim ey Rabbimiz!

Ey göklerin yerin yaratıcısı bizleri saptırma
Yüreğimizde müminlere karşı kin bırakma.
Sana inananların şanını yücelt ey Rabbimiz!

Bütün varlığımızla yöneldik, sığınırız Sana.
Sarılacağız hikmet dolu Kitabın Kur’ana.
Bizi itâât eden kullarından kıl ey Rabbimiz!

Halis mümin kullarını inkarcılarla deneme.
Zulümlerine uğratıp kafirlere boyun eğdirme.
Rahmet kapılarını aç bize ey Yüce Rabbimiz!

Ya Râb! Yüreklerimiz ezik yüzümüz yerde.
Ölümün şiddetine karşı yardım et bizlere,
Bağışla, affeyle, lütfu bol olan Ey Rabbimiz!

Salih amellerimizi hayırla sonuçlandır.
Bütün övgüler sanadır, bizlere sabır yağdır.
Rahmetini serp taşlaşan ruhumuza Rabbimiz!

Ey Rabbimiz canımızı müslüman olarak al.
Muhammed gülüne eyle bizleri yeşeren dal.
Bizi ebedi cennetinle selamla ey Rabbimiz!

Rahmetinle tut bizleri ateşe düşmemek için,
Semaları ve arzı örten nurunun hakkı için.
Kalbleri dilediği yöne çeviren ey Rabbimiz!

Ya Rabbi! Sensin göklerin yerlerin nuru.
Sensin Mevlâmız, azabından bizleri koru.
Korkusuz kalpten sana sığınırız ey Rabbimiz!

Dönüş Senin huzurunadır, Sana yöneldik.
Bize katında rahmet ver, Sana güvendik.
Bizleri sevginle sevdalandır ey Rabbimiz!

Tevbeleri yalnız sen kabul eden, acıyansın.
Bizlere acı, Sen acıyanların en hayırlısısın.
Azabından sevgine sığınırız güzel Rabbimiz!

Yâ Rab! Bu kulların buyruğuna boyun eğer.
Salih dostlarına, dünyada, ahirette güzellik ver.
Kalpleri nurunla sarıp okşayan ey Rabbimiz!

Ya Rahman duamızı kabul et, bizden razı ol!
Ya Rahim hiç şüphesiz, rahmetin ihsanın bol!
Armağanımızı Cennet eyle, ey Yüce Rabbimiz!

Güçlü olan Sensin, çok veren yine Sensin.
Sensin Rahman, Sensin Rahim, Sen Teksin.
Ey ayıpları örten, dermanımızsın ey Rabbimiz!

Nura götüren Peygamberimizin şanını artır,
Cenneti âlânın en yüksek makamına ulaştır.
Rasulümüze salât ve selâm olsun ey Rabbimiz!

Senden önce olan bir şey yoktur, Sen ebedisin.
Senden sonra kalacak varlık yoktur Sen ezelsin.
Nurunla Sana koşmayı bize nasib eyle Rabbimiz!

16 Mart 2011 Çarşamba

Seccaden kumlardı...





Seccaden kumlardı...
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı!

Mescit mü’min, minber mü’min...
Taşardı kubbelerden Tekbîr,
Dolardı kubbelere “âmin!”

Ve mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler, ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı.

Kapına gelenler, yâ Muhammed,
-Uzaktan, yakından-
Mü’min döndüler kapından!

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı...
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün...

Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!

Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!

Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar, taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar!

Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gideceklerindir.

Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir...
Örümcek ne havada,
Ne suda, ne yerdeydi;
Hakkı göremeyen
Gözlerdeydi!

Şu kuytu cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva -ki, bilinmez-
Kuşları Hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?
Kuşlarını, bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu?

Ey Abvâ’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hâtıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!

Dinleyene, hâlâ,
Çöller ses verir;
“Yaleyl!” susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de bir hac günü,
Başta Muhammed, yanında Ebû Bekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!

Ebû Bekir’de nûr, Osman’da nûrlar...
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin önünde eğilir surlar,
Bedir’de, Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar...
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı,
Yerde kalmazdı ruh... kanatlıydı.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler
“Hû hû”lara karışsın âminler.
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdem oğullarına!

Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır...
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Alıntı...

21 Aralık 2010 Salı

Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde

Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu.
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yeraltı nehri kaynıyordu.

Gözlerim yollarda, bekler dururum
'Nerde kardeşlerim' diyordu bir ses.
İlk kıblesi benim ulu Nebimin
Unuttu mu bunu acaba herkes.

Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Resulden yoksunum, tek ve tenhayım.
Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vahayım.

Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Götür Müslüman'a selam diyordu.
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu.

.

Akif İnan

Elhamdülillah.


ELHAMDÜLİLLAH
Her sabah uyandığımda atıyorsa kalbim
Elhamdülillah,
Görüyorsa etrafını et parçası gözlerim
Elhamdülillah,
Alabiliyorsa nefesi içime ciğerim
Elhamdülillah,
Duyabiliyor ise annemin sesini kulaklarım
Elhamdülillah,
Eti sindirdiği halde sindirmediğiyse kendini midem
Elhamdülillah,
Yandığı halde tükenmediyse güneşim
Elhamdülillah,
Yakıcı olduğu halde yakmadıysa beni oksijenim
Elhamdülillah,
Rahat pıhtılaştığı halde pıhtılaşmıyorsa damarımda kanım
Elhamdülillah,
Bol nimetlerle süslediyse soframı Rabbim,
Elhamdülillah,
Güzel bir suret çizdiyse çehremi ressamım
Elhamdülillah,
Çok ince olduğu halde göstermiyorsa içimi tenim
Elhamdülillah,
Şuursuz atomları benim emrime verdiyse Rabbim
Elhamdülillah
Akıl ile ayırdıysa hayvandan beni yaradanım
Elhamdülillah,
Yorulmak bilmeyen kaslarla donatıldıysa kalbim
Elhamdülillah,
Doğar doğmaz eşi olmayan olan anne sütü ile beslendim
Elhamdülillah,
Bana verdiğin nimetlerin farkında olan iman için
Elhamdülillah,
Beni dünyaya getirip saltanatını tanıttırdığın için
Elhamdülillah,
Beni insanlar arasından alıp kendinden haberdar kıldın için
Elhamdülillah,
Beni âlemlerin rahmet peygamberine ümmet eyledin için
Elhamdülillah,
Mürşitlerinin üstadı olan üstadıma evlat olmaya hak tanıdın için
Elhamdülillah,
İnsan olma hakkını bana lütfettiğin için,
Elhamdülillah,
Sana asi olduğum halde beni rızıklandırdığın için
Elhamdülillah,
Hatasını anlayan kalp verdiğin için
Elhamdülillah,
Benden dua etme ve gözyaşı kabiliyetini almadığın için
Elhamdülillah,
İnsanlara teşekkür eden dil ile süslediğin için,
Elhamdülillah,
Ben aramadan asrın mürşidine beni buldurduğun için
Elhamdülillah,
Unutulduğu bir zamanda beni kurana memur kıldığın için
Elhamdülillah,
Annemin duasını kabul edip iyilerle tanıştırdığın için
Elhamdülillah,
Beni kuran okuyan ve okutanlardan eylediğin için
Elhamdülillah,
İlmin ile meşgul edip cahil sıfatından koruduğun için
Elhamdülillah,
Bilmediğine düşman olanlardan uzaklaştırdığın için
Elhamdülillah,
Zatını sıfatının esmasının ve efalinin hudutsuzluğunca
Sana şükürler olsun DUASINI ÖĞRETTİĞİN İÇİN
Elhamdülillah.

Ali AY

Ben Seni görmeden sevdim…





Ben Seni görmeden sevdim…
Yorgun gecelerde titreyen bir yanı yetim,
bir yanı öksüz yüreğimle sevdim seni.
Ey gönül bahçemde büyüttüğüm Nazlı Çiçek…
Ey sevdamın adı, aşkın gerçek anlamı…
Bu hasret bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek…

Ben Seni görmeden sevdim…
Yolunu gözledim bir Medine sabahı.
Ellerimde güller, güller ki kokunu aldığım…
Kokunu alıp yandığım, yanıp yanıp ağladığım…

Ben seni görmeden sevdim…
Gözlerini gözlerime değdir Efendim.
Ellerini ellerime…
Sevmeyi Senden öğrendim ilkin…
Sevilmesi gereken her şeyi Senden…
Şefkat seninle mânâ buldu.
Buz çöllerini Seninle aştım…
Ab-ı hayat sundun sıcak ikliminle…
Gözlerini gözlerime değdir…
Ellerini ellerime Efendim…

Ben Seni görmeden sevdim…
Bahar yüzlü insanlar bildim etrafında pervane…
Onlardan biri olmak istedim hep.
Her emrine amade…
Seninle yaşamak…
Seninle ölmek…
Seninle ağlamak…
Ve Seninle tebessüm etmek…
Aynı sofrayı Seninle paylaşmak istedim.
Ama en çok Seni, Seni görmek istedim.
Göremesem de…

Ben Seni görmeden sevdim…
Veysel Karani sabrıyla büyüttüm sevgimi…
Hüznü yoldaş ettim…
Kâh yeller gibi estim Yemen’de…
Kâh Mecnun gibi düştüm çöllere…
Bil ki, ölüm kapımı çalıp geldiğinde,
Ne zaman, nasıl, kimbilir nerede…

Ben Seni görmeden sevdim…

Ben Seni görmeden sevdim…
Rüyalarım var Sana dair…
Özlemlerim var Sana…
Al yüreğim Senin olsun Sultan’ım…
Uyandır beni Aşk’a…
Ey Gül-i Vefa…
Ey Rahmet Sağanağı…
Yağmur yağmur, tane tane düştünde gönlüme,
Kurak topraklarım hayat buldu gelişinle…
Ben Leyla çölünde seraplar gördüm çok zaman…
Boş hülyalara daldım, kayboldum…
Su içtiğim pınarlara ateşler dokundu…
Ben aşkımın hicranını sırtımda taşıdım…

Ben Seni görmeden sevdim…
Seni görmeden seven milyonlarca sevdalı gibi…
En berrak duyguları besledim Sana…
En nadide hisleri…
Gel Efendim, al götür beni uzaklara…
Düşmeden gülün tuzaklara…
Gözlerimde yaş akar durur…
Bu ayrılık beni yakar vurur…
Gözlerini gözlerime değdir…
Ellerini ellerime Efendim…

Umut Mürare

27 Ekim 2010 Çarşamba

Gelmez Sandın ölüm


Gelmez Sandın ölüm

Işıklar kesildi,karardı gözler
Konuşamaz artık lal oldu diller
Kimi kul hakkı ile gider,
Kim ey namaz medet der medet
Yaşıyorken kibirden açılmayan eller,
Rükuda bükülmeyen beller
Kütabul Kübra'ya bakmadan yorulmuş gözler
Nasıl himmet ister Resul'dan nasıl himmet???
Birkez olsun hakkı ile kılmadı namazı
Ahiretini bir an düşünmezken
Yarınını,parasını,namını
Düşündü hep Mevlasından başkasını
Aklımı kullanıyorum geleceğe yatırım yapıyorum
Çocuklarım var onlar için çalışıyorum
Namaz mı? Hac mı? acelesi ne sık boğaz etmeyin insanı
Dedi.dedi ve
Hiç beklemediği bir anda ruhunu azraile teslim etti
Sok olmayan cebe elini bir bak bakalım
Hiç ölmeyecekmişsin gibi ahirete yatırım yapmadın
Herkese uğrayan misafir sana varmaz sandın
Ey akıllıyım diye geçinen insan
Gördün mü bak nasılda yanıldın.
Sevdiklerin ağlaşırlar bir iki gün
Üçüncü gün terk edilir kabir yurdun
Gelmesinler de bir Fatiha yollasınlar dersin,peki söyle;
Çocuklarına diploma aldırmaya çalışırken
Hiç söylettin mi Elif Ba yı?
Hangi dudaklar,hangi yürekler
Okuyacak sana lazım olanı???
Ey akıllıyım diye geçinen insan
GÖrdün mü bak nasıl da pişmanlıklardasın
Ağlarsın,sızlarsın bir fırsat Allâh'ım diye yalvarırsın
Halbuki ne çok fırsatlar verildi sanaHatırlar mısın?
Çelenk üzerine kocaman adını yazdırmış
Arkadaşın için düzenlenen törene yollamıştın
Hani nerede kaldı o adın???
Evinin bir yanı denizdi bir yanı kabristanlık
Benimde son durağım olacak deyip
Birkez olsun bakmadın
Yabancılar şöyle bir kenara dursun
Annene,babana bir Yasin okumadın
Doğru ya nasıl okuyacaktın
Üniversite,doktora derken
Rabbin için birşeyler mi yaptın??
Ey akıllıyım diye geçinen insan gördün mü bak nasıl da yanıldın.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Dinle kardaş bu bir ulu nasihat....




Dinle kardaş bu bir ulu nasihat,
Kulak vermessen duyamazsın ha...
Nefsine aldanıp kaçırma fırsat,
Arasan bir dahi bulamazsın ha....

İyilik edersen hem başa kakma,
Sakın bir kimsenin gönlünü yıkma,
Bu dünya fanidir tümüne bakma,
Zevkü sefasına doyamazsın ha...

Sahipsiz bahçenin derme gülünden,
Sakın sapma kardaş hakkın yolundan,
Söyle bilki azrailin elinden,
Cıva olsan dahi kayamazsın ha...

Yalan dünya olsa tapulu malın,
Alırsan içinden bir top bez alın,
Kovanlarda dolu olsa da balın,
Bir katrasın dahi yiyemezsin ha...

Akıbet başa bu gelecek inan,
Sakın bu söze eyleme güman,
Azrail gelince hiç vermez aman,
Taşı taş üstüne koyamazsın ha...

Kırılır kanadın belin bükülür,
Gözlerinde cevher kalmaz dökülür,
Bütün damarlarından kanın çekilir,
Eğninden libasın soyamazsın ha...

İletipte tenaşire koyunca,
Biri gelir cesedini yuyunca,
Yakasız ak gömlek ister boyunca,
Hem onuda bulup giyemezsin ha...

Ölüm acısıyla yürek dağlarlar,
Hep kavim kardaşın kara bağlarlar,
Oğlun kızın figan edip ağlarlar,
Birinin feryadını duyamazsın ha...

Sorgucular gelir hemen durmadan,
Gidemezsin cevabını vermeden,
Yedi kez sual var kabre varmadan,
Birinden birini sayamazsın ha...

Nazik tenin toprak olur beleşir,
Münkir nekir gelir çabuk ulaşır,
Sorarlar suali dilin dolaşır,
Bir cevap bulupta veremezsin ha...

Ey gafil aç gözünü gel biraz intibaha,
Üçgünlük dünya için kalkma at gibi şaha,
Çalış hak gözet böylece er felaha,
Bari yüzün ak olsun giderken Allah'a....




Medineli Hacı Osman Akfırat Rahmetullahi Aleyh.

15 Ağustos 2010 Pazar

Nasihat





Nefsin hevâsı için mağrûr olup aldanma
Yüzüne bassın kadem her ayağın yolu ol

Garazsız hem ivazsız hizmet et her cânlıya
Kimsesizin düşkünün ayağı ol eli ol

Allâh için herkese hürmet et de sev sevil
Her göze diken olma sünbülü ol gülü ol

İncitme sen kimseyi kimseye incinme hem
Güler yüzlü tatlı dil her ağızın balı ol

Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi
İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol

Güneş gibi şefkatli yer gibi tevâzu'lu
Su gibi sehâvetli merhametle dolu ol

Gökçek gerek dervişin sanı yoksula baya
Suçluların suçundan geçip hoş görülü ol

Varlığından boşal kim yokluğa erişesin
Sözünü söyle gerçek Hulûsî’nin dili ol

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Ramazan




Beklenen sevgili

Geldin. Hoş geldin Ramazan

Zaman kavramının mukaddes sebebi

Hoş geldin hoş eyledin mübarek Ramazan



Ay döner, döner olur kıblesi dünyada

Dünya döner, döner güneşi Ramazan

Güneşte bir yol bulur kendi semasında

Hoş geldin sultanların aşkı Ramazan


Duaların gök semayı yıldızlar gibi sarması

Afların merhametlerin sıcak kampanyası

Her gelen bir Ramazan büyük lütuftur Ramazan

Hoş geldin hoş eyledin mukaddes Ramazan


Şükür. Niceleri sunuldu yaşadık seni Ramazan

Belki nasip olur mu bir sonraki Ramazan

Hoş geldin hoş eyledin gönlümüzü Ramazan

Şükür olsun. Şükür seni sundu Yaratan

Alıntı...

Ölümden kaçkere korktun?????????


Dünya hayatının efsununa kapılırken
Binbir türlü nimet içinde boğulurken
Rabbinin rahmetiyle beyhude gezerken
Ölümden kaçkere korktun?

SubhanAllah rabbine şerikler koşarken
Menedildiğin riya ile göğsün kabarırken
Ucb'a kapılıp cehennem bineğine binerken
Ölümden kaçkere korktun?

Kardeşinin gıybetiyle karnın doyarken
Yalanlar ile kalbini karartırken
Şer ile insanlara zulüm ederken
Ölümden kaçkere korktun?

Namaz vakti şeytana kulluk ederken
Yalnız iken ruhun seni sıkarken
Nefesin daralıp huzurun kaçarken
Ölümden kaç kere korktun?

Baş ağrısı,göz ağrısı çekip sızlanırken
Şerikler koştugun rabbini imdada çağırırken
Arzuların için rahman ile pazarlık ederken
Ölümden kaç kere korktun?

Geceler sağa sola dönerken
Uykun kaçıp düşüncelere dalarken
Bilmediğin korkular ile korkarken
Ölümden kaçkere korktun?

Her nefesin seni ölüme yaklaştırıken
Her adımın ile batıla sürüklenirken
Hergünün seni sonsuz aleme iterken
Ölümden kaçkere korktun?

Nefsi isteklerinle beynin uyuşurken
Bu alemde ömrün uyuyarak geçerken
Ölümden kaçkere korktun?
Ölümden sonra uyanmaktan kaçkere korktun?


Alıntı...

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Tefekkür




Sonsuzluk içinde bir mâvi kubbe
Bir lâmba ortada yanar durmadan,
Nakkaş-ı Ezelî'nin yaptığı tipte
Boşlukta bir hâne döner durmadan.

Misafirhânedir o hâne bize
Yıldızlar kıvılcım ay pervânedir,
Gelenler hep gitmiş kalır mı bize
Bu akış içinde gaflet neyedir?

Gelenler eli boş gelmiyorlar mı,
Getirdi mi ağacın fihristesini?
Elinde bir tohum çekirdek var mı,
Kim temin ediyor maişetini?

Niçin tükenmiyor bu yenen rızık?
Bir tohum tonlarca yemiş getirir,
Bir dâne vagonlar dolusu azık,
Düşündün mü, bunlar nereden gelir?

Kuru çıplak daldan çiçek açtıran,
Zehirli sinekten bal yediren kim?
Kim elsiz böceğe ipek yaptıran,
Bunca hizmet kime, emir veren kim? ..

Felâh'a götüren doğru yol varken,
Çıkmaz sokaklarda kıvranmak neden?
Güneş kadar parlak hakikat varken,
Görmek istemeyip göz yummak neden?

Ey, yolcu! Nereden-nereye böyle?
Şaşırma kendini bul doğru yolu,
Var mıdır, başka Hak, doğru yol: Söyle?
KUR'AN va'zediyor en doğru yolu! ..
Şerafettin Keskinoğlu

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Sana hayranlığımı Senin öğrettiğin sözle ifade ediyorum




Ölesine çok güzellikler yaratırsın ki,
Hayranlığım Sen'in methine yetmez.
Seni,Sen'in öğrettiğin gibi övüyorum;


SUBHANALLAH


Öyle bol nimetler verirsin ki,
Şükrüm Sana teşeküre yetmez.
Sana Sen'in öğrettiğin gibi hamd ediyorum;


ELHAMDÜLİLLAH


Öyle hoş lutuflarda bulunursun ki,
Ne kadar minnettar kalsam lutfuna denk gelmez.
Sana,Sen'in öğrettiğin sözle minnetimi ifade ediyoum;


BAREKALLAH


Öyle güzel işler eylersin ki,
Ne kadar düşünsem hikmetine aklım ermez.
Sana hayranlığımı Sen'in öğrettiğin sözle ifade ediyorum;


MAŞAALLAH


Senai Demirci

30 Haziran 2010 Çarşamba

Allah'ım



Seni ne vakit ansam ey Sevgili,
Ruhum bedenime sığmaz Allah’ım …
Sana haddim değil demek Sevgili,
Sen fâniden münezzehsin Allah’ım …


Severim lâkin lâyikin değilim,
Mücrim bir kulum kapına eğildim,
Yeter ki razı ol canım Sevdiğim,
Yaksan da severim seni Allah’ım …


Kâinatta teksin yok bir benzerin,
Her şeye mâliksin yaratan Sensin,
Ol can Muhammed son hâk peygamberin,
Ben Kıtmir’i olsam yeter Allah’ım…


Gezegen aşkının şevkiyle döner,
Güneş aşkın olmasa o an söner,
Hücrelerim Senden bir Seni ister,
Yediğim içtiğim yalan Allah’ım…


Damlayım kuruyup deryana yağsam,
Fâniyim bâkiye rızanla varsam,
Nasip etsen de cemâlini görsem,
Aşkına aşığım yüce Allah’ım…


Bâki olan Sensin gerisi fâni,
Mâzide onca yaşananlar hani,
Sebepler gâfil gözlereymiş mâni,
Görene Seni anlatır Allah’ım…


Mühimi Senin sevgini kazanmak,
Aslında Senin sevginmiş haz almak,
Gerisi yalandan bir oyalanmak,
Bana Seni gerek Seni Allah’ım…


Aşkın nazar etmiş fâni muhabbete,
Gönlümü mahkum et Sana müebbete,
Hasretim Sevgili aşkınla sohbete,
Bir tecellin Cennetten güzel Allah’ım…


Ağlatsan da güldürsen de aşkımsın,
Yaşatsan da öldürsen de taptığım,
Canımdan mukaddes saydığım,
Esmâ-ül Hüsnâsı eşsiz Allah’ım…


Bilinmek için yarattın ademden,
Nesiller türettin sebep Âdem’den,
Razı isen mücrim kölen Âdem’den,
Ölüm Şeb-i Ârus olur Allah’ım …


Adem Kaçar

Sevdim Seni




Fâriğ olmam eylesen yüz bin cefâ sevdim seni
Böyle yazmış alnıma kilk-i kazâ sevdim seni
Ben bu sözden dönmezem devr eyledikçe nüh felek
Şâhid olsun aşkıma arz u semâ sevdim seni


Bend-i peyvend-i dilim ebrû-yı gaddârındadır
Rişte-i cem’iyyetim zülf-i siyeh-kârındadır
Hastayım ümmîd-i sıhhat çeşm-i bîmârındadır
Bir devâsız derde oldum mübtelâ sevdim seni

Ey hilâl-ebrû dilin meyli sanadır doğrusu
Sûy-i mihrâba nigâhım kec-edâdır doğrusu
Râ kaşından inhirâf etsem riyâdır doğrusu
Yâ savâb olmuş veya olmuş hatâ sevdim seni

Bî-gubârım hasret-i hattınla hâk olsam yine
Sıhhatim rûh-i lebindendir helâk olsam yine
Tîğ-i gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine
Hâsılı beyhûde cevr etme bana sevdim seni

Gâlib-i dîvâneyim Ferhâd u Mecnûn’a salâ
Yüz çevirmem olsa dünya bir yana ben bir yana
Şem’ine pervâneyim pervâ ne lâzımdır bana
Anlasın bîgâne bilsin âşinâ sevdim seni

Şeyh Galip

3 Haziran 2010 Perşembe

CANIM EFENDİM

Yıllarca ufkuna bakan gözlerim,
Cemalini ister , canım efendim.
Seni anlatmaktan aciz sözlerim,
Her an erimekte , canım efendim.

Hayat eksenimin sonsuz odaĝı,
Ŏksüz ve yetimlerin sıĝınaĝı,
Sen sabah yıldızlarının ışıĝı,
Sen şefkat elçisi , canım efendim.

Lahuti bir sefer olsa da gitsem...
Kumlara batsam , ayaĝına düşsem,
Gül Ravzan'a varıp kendimden geçsem,
Sen sevda iksiri , canım efendim.

Ay yüzlü , güzel sözlü hem sultanım,
Fedadır can , canan ve bütün varım,
Seninle olmaktır en güzel kararım,
Sen güllerin şahı , canım efendim.

Buzlar erir içimde bitmez savaş,
Gönlümde bir hüzün , gözümde yaş,
Sensizlik içimde kordan bir telaş,
Kalbimin barışı , canım efendim.

Alemlere rahmet rüzgarısın sen,
Kur'an kiliminde en güzel desen,
Benim de rüyama bir defa gelsen,
Can dayanmaz oldu , canım efendim

Alıntı...

30 Nisan 2010 Cuma

Ey Nebi





Hicranla yandı gönlüm hâlimi sormaz mısın?
Dil ucuyla olsun melâlimi sormaz mısın?
Bilmem ki yoksa, dost vefâsından şüphen mi var..!
Lütfedip bir kere hayâlimi sormaz mısın?

Dostlara ülfet yağdı, bize iltifat yok mu?
Kebap oldu sînem âhıma itimat yok mu?
Yüz sürüp izine bekledim bilmem kaç eyyâm.!
Yoksa bende Senin sevgine istidat yok mu..?

Gözlerim yolunu sînemdeki tepelerde,
Gönlümde belirdin de daldım kaldığım yerde;
Hayalin ağarırken rûhumda perde perde,
Gözlerim yolunu sînemdeki tepelerde...

Sen, o ışıktan ikliminle en tatlı rüyâ,
Sen, mor, pembe renklerle rûhumu saran hülyâ..
Kararır, Seni duyup Seni anmazsam dünyâ,
Dostlarınla elele gezdiğin tepelerde...


M.Fethullah Gülen

(Tardiye)





Hoşgeldin ey sevgilinin habercisi, dostun postacısı, bana sevgiliden bir haber ver.
Can sevgilinin bayramına kurban olsun; sevgiliyi ummam, faydasız olur mu hiç?
Sevgilinin bize bir selamı yok mu?



Ey düşmüşlerin Hızır'ı söyle.Bu sırrı meydana çıkar; sen,
Sevgiliye karşı tercemanım ol da söyle.Gizleme,birer birer söyle;
Gam defterinin sonu yok mu, bitmeyecek mi bu defter?


Yarabbi, bu ne bekleyiştir; geçip gitmeyen nasıl bir zamandır bu?
Hep dert , hep elem; bir duyup öğrensem, nasıl bir şiveli sevgilidir bu?
Vuslat gibi bir meramı yok mu?



Mansur gibi dârın yücesine çıktım; Sesim, sûr üfürülüşünün ezanı;
Gam boğazımı şah-mansur haline getirdi.Bela eskeriyle kuşatıldım;
O padişahın selamı yok mu?



Şu felekten,aşağılık kişiler murad aldılar da bildikler, yarınlara kaldı.
O ahitler, o vefa yeminleri durmuyor mu? Bu ettiğim dualar kabul edilmez mi?
Gönül halinin düzeni yok mu?


Gönül gam hayretiyle dilsiz kesildi.Galip gibi mecalsiz kaldı.
Gönderdiğim arzıhale de cevap gelmedi.Şimdi bir tek ihtimal kaldı:
İnsafın o yerde adı yok mu?

Nigâr-ı Gülizâr Ateş





Tecellayı cemâlinden habibim nev-bahar ateş
Gül ateş, bülbül ateş, sünbül ateş hah u har ateş

Şua-ı afitâbındır yakan bilcümle uşşakı
Dil ateş, sine ateş hem dü çeşm-i eşkibar ateş

Hayali şem-i ruyinle aceb mi yansa cân u dil?
Nigârım gelde gör kalbimde ateş ah u zar ateş.

Ümid-i afiyet besle mi bu cân yârdan hâşa
Saçar oldukça gözden ol nigâr-ı gülizâr ateş.

Güzelliğinin tecellisinden sevgilim ilkbahar ateş
Gül ateş, bülbül ateş, sümbül ateş, diken ateş

Güneş gibi parlak yüzünün ışıklarıdır bütün aşıkları yakan
Gönül ateş, sine ateş ve her iki gözümden akan yaşların hepsi ateş

O güneş yüzünün hayaliyle acaba yanar mı bu ruh ve gönül
Güzelim gel de gör kalbimde ateş, ahuzarımda ateş.

Bu can sağlık sıhhat ümit eder mi yardan hâşa
O gül bahçesinin güzeli gözlerden ateş saçar oldukça.

Şeyh Esad-ı Erbili